2017/12/01

Saklama Rehberi

                                          
Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »

2016/12/08

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
Haydar Çolakoğlu teb genel müdür
haydar çolakoğlu kimdir
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »

2016/05/18

AsIL EnGeLli Kim?

  


 
   Engel aslında insanın kendi kendine oluşturduğu bir kavramdan başka bir şey değildir.Neden derseniz, gözleri görmeyen bir insan birçok kişi tarafından engelli olarak görülse de, çoğu zaman o kişiler için bir engel teşkil etmemektedir.
-          Önemli olan görmek midir, yoksa anlamak, algılamak yada hissetmek midir?
-          İnsan görmeden de hayatını idame edemez mi?
-          Görerek hayatı kendisine veya çevresine zindana çeviren birçok kişi için belkide görmemek daha hayırlı değil midir?
Belki diyeceksiniz ki ;
Olur mu öyle şey, göz bu olmazsa olmaz yahu.
Peki bir gün göz veya başka bir uzvumuzun kullanım hakkının olmayacağı ne malum. Hayatın böyle bir garantisi mi var?
Birisi söz mü verdi bizlere, bütün uzuvların çalışacak ve sağlıklı bir ömür yaşayacaksın diye?
Bazı şeylerin olmaması eksiklik değildir. Tabi ki bu bizlerin bakış acısıyla alakalıdır.
Bizler olana da, olmayana da şükür ederiz. Her işte bir hayır olduğunu bilir buna göre yaşamaya gayret gösteririz.
Engelli olarak tabir etmek biraz zor geliyor bizlere, çünkü bizlerin başaramadığı birçok alanda engel gözetmeksizin başarılı olmuş birçok insanımız vardır.

Gördüğümüz halde üniversite sınavlarında başarılı olamayan bizlere, görmediği halde başarmanın ne olduğunu göstererek örnek bile olmuşlardır.
O zaman şöyle diyebilirsiniz,
"Engel beyinde değil ise o bir engel değildir"
Bizler var olanları bile kullanamazken, engelli diye gördüğümüz birçok insan var olan ile olmayanı destekleyerek bizlerle aynı hayatı yaşayabilmektedir. Yaşam zor değildir, yaşamı kendimize ve engel tanımayan insanlarımıza karşı zorlaştıran yine bizleriz.

~ Kaldırımlara park edilen araçlar.
 ~ Görme engelliler için yapılan kaldırım taşları ve ortalarında duran ağaçlar veya çöp kutuları.
 ~ Tekerlekli sandalye kullanan vatandaşlarımız için yol, kaldırım rampası engelleri.
 ~ Toplu taşıma araçları içinde yer ve asansörlü rampa anlamsızlığı.

Aslında bu insanlarımız psikolojik olarak birçok engeli aşmış durumdalar. Fakat biz kendini engelsiz olarak görenler her zaman ve her yerde engel oluyoruz.
Engelleri aşan insanlarımızın bizlerin onlara acımamıza veya yardımımıza ihtiyaçları yoktur, birlik ve beraber olmamıza ihtiyaçları vardır.
Hiç kimseye engelli muamelesi yapılmayan bir hayat diliyoruz.
Şu soruyu da kendimize soralım,


    Asıl engelli, olanı kullanmayan mı? Yoksa olmayan mı?


Devamını Oku »

2016/04/04

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.
İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.
Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.
Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.
Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.
Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.
Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.
Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!
P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım.
http://www.agizbakimuzmani.com/
#ipanaperfection  #gülüşünügöster
İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »

2016/02/05

YaLnıZlıK SizCe NeDir?



YALNIZLIK
Bence nereden baktığımıza göre değişir.
Örneğin ; Arka arkaya dizilmiş insanları düşünün, en öndekine biraz uzaktan bakarsanız onu yalnız görürsünüz. Boşlukta bir başına sandığınız o kişinin arkası öyle bir kalabalık ki siz hayal edin. 
Bakış açınızı biraz değiştirince arkadaki bu kalabalık hemen beliriverdi değil mi?
Şimdi ise en öndeki kişiyi sırt üstü yere yatırın, hayalinizdeki diğer kişiler ise başına toplansın. Kalabalığın ortasında sırt üstü yatan mevta yalnız değil gibi gözükse de Rabbimizin huzurunda yapayalnız değil midir artık?
Yanında kimsesi yoktur ama ayaktayken yaptıkları yanındadır. 
Kafanızı karıştırdım ise özür dilerim amacım; bakış açınızı biraz değiştiğinde veya görünenin ne anlama geldiğini öğrendiğinizde yalnızlık kavramı bir anda nasıl değişiveriyor onu göstermek.
Bu konuyu neden seçtim şimdi onu anlatayım.
 
Karşı komşum yalnız yaşayan yetmiş yaşlarında bir teyze, yan komşum da aynı yaşlarda.

Yan komşumun ailesi yaşadığımız şehrin en kalabalık ve önde gelen ailelerinden yani arkası o kadar kalabalık ki anlatamam.
Karşı komşum ise başka bir şehirden gelmiş, buraya yerleşmiş ve yakınında çocuklarından başka hiç akrabası yok toplasanız on kişiler.
Karşı komşum apartmanda istediği kapıyı gönül rahatlığı ile çalabiliyor. (Hatta Mahalledeki)  Yaşına rağmen nerede yardıma muhtaç görse hemen yardıma koşuyor.
Herkes onun kapısına gönül rahatlığı ile gidiyor. Başta benim ufaklık. Kapı zilinde hoş sesli bir bayan "En güzel günler sizlerin olsun" diyor.
Yan komşumu merak ettiniz değil mi?
Torunları her seferinde benim zilime basıyor.  Her ikisini de buradan uzun uzun anlatmanın anlamı yok siz eminim ki beni anladınız. 
Şimdi sizce hangisi yalnız?
 
Ne zaman yalnız olduğunuzu düşünseniz hemen umutsuzluğa kapılmayın bakış açınızı değiştirip etrafınıza bakın.
Size yakın birisi illaki vardır.
Ne zaman dostlarım çok derseniz o zaman durup kendinize gerçekleri sorun.

Çok mu?

Konuk Yazar : İhsan GÜLER (Gölcük / KOCAELİ)

Devamını Oku »

2016/01/20

Aile Yapısının Boşanma İle Bozulması




Herkesin ağzından nerede o eski günler ve bayramlar diye mutlaka duyarsınız. Bizim zamanımızda böyle değildi, her şey daha güzeldi diyen çoğu insanla birlikte muhabbet etmişsinizdir.

Peki günümüzün eski günlerden ne farkı var?


Bulunduğumuz yerin veya zamanın bir önemi yoktur. Mekan eşyalardan oluşur, aslında ortamı ve zamanı güzelleştiren içinde bulunan insanlardır. Her yerde olduğu gibi burada da insan faktörü en önemli kahramandır.

Evet eski günlerde ki insanlar ve insanlık şu an olmadığı için, mekanlar ve zaman bizlere boş geliyor. Eski günleri arar hale geliyoruz.

Bu tabi ki aile yapımızdan kaynaklanıyor. Her gün batılılaşmaya çalışan bir nesilden ne kadar doğal insanlar beklersiniz ki.

Kendi kültür değerlerimize ne zaman ve ne kadar sahip çıkabiliyoruz acaba diye düşünmeden de yapamıyoruz.

Anne veya babasından ayrı yaşayarak, aile anlayışını öğrenmeden kendi yuvasını kurmaya çalışan bireyler olarak yetiştirilen gençleri suçlu olarak görmek ne kadar doğru?

Gün içerisinde mutlaka bir çok yerde çocuklar ve gençlerle bir arada olma fırsatımız oluyor ve onları yaptıklarından veya yapmadıklarından dolayı kınıyoruz. Sorun hiçbir zaman çocuklarda veya gençlerimizde değil onları yetiştiren aile bireylerindedir.

Bizler doğru veya iyiyi söylemek yerine onlara örnek olabilsek üzerin de daha etkili olmuş oluruz.

Birde çok fazla duyduğumuz bir anlayış var o da, kızlarımız okusun ve çalışsın ki kendi ayakları üzerinde durabilsinler.

Ne zaman kendi ayakları üzerinde durabilsinler diye sorduğumuzda eşinden ayrıldığında diye bir cevap almak üzüyor bizleri.

Bizler daha evlenmeden çocuklarımıza, oğlum, kızım çalış ki benim gibi olmayasın. Kendi ayaklarının üzerinde durmak için diye yetiştirip büyütürsek, bilinçaltına boşanmayı zaten işlemiş oluyoruz.

Çocuklarımızı kız veya erkek olarak ayırt etmeden okutalım, iş hayatına atılsınlar, fakat hayatlarını sürdürebilmek için çalışsınlar, boşanmak için değil.


Boşanmak gerekli mi? Doğal bir şey mi? Sonuçları nedir?  Bu durumdan en çok kimler etkilenir? Sorularını sormak gerekli.


Fakat bazen boşanmak çekilmez hale gelmiş bir evlilik için kaçınılmaz bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Şu zamanda şiddetin arttığı ve adamlıkla erkekliğin birbirine karıştırıldığı durumlarda, boşanmayı bile düşününce başına gelmeyen kalmıyor insanın. Özellikle bayanlarımızın.

Erkek veya kız olmak doğuştan verilen bir şeydir, fakat adamlık öyle değildir.

"Adam doğulmaz, adam olunur"

Adamlık parayla pulla, mevki ve makamla değil insanlıkla alakalıdır.

Aile bireyi olarak herkesin kendi görev ve sorumluluklarını bilmesi gerekir.

Eşlerin birbirine, çocukların ise anne ve babalara emanet olarak verildiğinin bilincinde olmak, dert, sorun, tasa ve problem dediğimiz birçok şeyi aşmamız için yeterde artar bile.

Boşanmak kişilerin önce kendisine, sonra karşısındakine olan saygı, sevgi ve bağlılığının bittiği zamandır.

En çok üzüldüğümüz aile tipi olan çekirdek aile, yani çocukları olan kişilerin boşanmalarıdır.

Bu olaydan yine etkilenen çocuklardır. Anne ve baba hayatına kaldığı yerden devam ederken çocuklar bu durumda bir tarafları hep eksik büyürler.

Şimdiki nesil de tam bu durumların içine düşmüş ve çıkmanın yollarını farklı yerlerde ve farklı şeylerde arıyorlar.

Sudan sebepler için boşanan veya boşanmayı düşünen eşler bir defada kendi pencerelerinden değilde çocuklarının penceresinden bakmayı öğrenerek ne kadar doğru veya yanlış karar verdiklerini tarttıktan sonra harekete geçmeleri herkes için daha hayırlı olacaktır.

Çözüm sorunlar karşısında hemen vazgeçmek olsaydı, hiçbir zafer görmez vede şuan bu topraklar üzerinde yaşıyor olmazdık.




Devamını Oku »

2016/01/17

Mevlana Işığında Düşünce Yönetimi (NLP)

Mevlana Işığında Düşünce Yönetimi (NLP)

Mevlana Işığında Düşünce Yönetimi Nedir?


Bugün sizlere konu içeriği olarak dünya çapında çok takip edilen ve araştırmalar yapılan Neuro-linguistique programlama (NLP) Türkçesi Sinir Dili programlamasının Mevlana'nın gözünde nasıl bir yere sahip olduğunu, aslında bizim değer ve kültür olarak zaten bunu uyguladığımızı, Mevlana ve NLP’yi anlatan Sayın Oğuz SAYGIN’ a ait olan MEVLANA Işığında DÜŞÜNCE YÖNETİMİ adlı eser hakkında bilgiler vereceğim.

Bir defa değil birkaç defa okunması gereken bir kitap olarak görüyorum. İçerisinde kendimize dersler çıkaracak, hayat felsefemizin nasıl olduğunu ve nasıl olması gerektiğini öğrenecek olmamızdan dolayı güzel bir eser olarak değerlendiriyorum.

 Bizlerin okumasına sunulan  bu eser genel manada bizlerin hayata bakış açımızın ve düşünce yapımızın nasıl olması gerektiğini hedeflemektedir.

Düşünce Sistemini Mevlana'nın o güzel sözleri ve hikayeleri ışığında öğretmeye çalıştığını anlatmaktadır.

 Hayat ve yaşayış felsefesi kitapta “BOŞYAŞAMA” akrostişi ile akılda kalıcı bir şekilde ifade edilmiştir.

-      Büyük Düşün
-      Olumlu Düşün
-      Şimdiyi Yaşa
-      Yararlı Ol
-      Affet
-      Şükret
-      Amaç Belirle
-      Mantıklı ve Esnek Ol
-      Azimli ve Sabırlı Ol

  
Kitap da Düşünce Yönetimi başlığını çok güzel bir biçimde gruplara ayırarak bizlere takip etmemiz gereken sıralamayı da öğretmeyi hedeflemiştir.

Başarılı olmak istiyorsak: Amaç belirlemeli, mantıklı ve esnek olmalı, azimli ve sabırlı olmalıyız.

Mutlu olmak istiyorsak: Yararlı olmalı, affetmeli ve şükretmeliyiz.

Güçlü olmak istiyorsak: Büyük düşünmeli, olumlu düşünmeli ve şimdiki zamanı yaşamalıyız.

Sistemin temelleri: Düşünce, metotlar ve tekniklerdir.

Mevlananın bunları öğretirken neden müziği kullandığını çok güzel bir şekilde açıklanmıştır.

Eğer birisine öğüt vermek istiyorsanız bunu kişiye doğrudan söylemek yerine hikayelerin etki gücünü kullanarak anlatmanın etkisini görmemiz gerektiğini söylemektedir.

İnsan yaradılış fıtratı olarak kendisine söylenenleri farklı şekilde algılayarak savunmaya geçebiliyor. Fakat anlatılmak istenenler hikaye ile iletildiğinde hem karşıdakini kırmamış oluyorsunuz hem de kendisinin bundan ders çıkarmasını sağlıyorsunuz.

Kitapta geçen bir kaç güzel cümle ile yazımı sonlandırmak istiyorum;

-      Önce fikir, sonra iş gelir. Ezelden beri âlemde yaradılışın hükmü böyledir.

-      Mum, başka mumları da yakarken kendi ışığından bir şey kaybetmez.

Not: Bazı kısımlar Mevlana Işığında Düşünce Yönetimi adlı eserden alıntı olarak yapılmıştır.  (Sayın Oğuz SAYGIN beyefendi Hakkını Helal Etsin)



Devamını Oku »

2016/01/12

Animasyon Filmleri Sever misiniz? O zaman “Ters Yüz”



Ters Yüz Filmi Konusu
Hayatımızda birçok olay ile başa çıkmaya çalışırız. Bunlar küçük yaşlardan itibaren başlar ve
hayat boyu devam eder. Aslında film ana karakterleri olan çekirdek aile üzerinde gelişiyor gibi görünmesine rağmen aslında ailenin tek çocuğu olan küçük kız ve onun iç dünyasındaki karakterler üzerinde gerçekleşiyor.
Bunlar beş karakterden oluşmuştur;
-      Neşe (Aysun Topar)
-      Korku (Murat Şen)
-      Üzüntü (Gupse Özay)
-      Tiksinti (Suzan Acun)
-      Öfke (Ercan Demirel)
Şöyle bir düşündüğümüzde bu karakterler gerçekten de hayatımızda en fazla yer kaplayan ve bizlerin kişiliğinin oluşmasında rol oynayan karakterlerdir. Bizleri yöneten ve yönlendiren duygularımız bu beş karakter etrafında toplanmıştır.


Neşe ; Devamlı olumlu düşünen ve çevresindeki duygulara da bunu öğretmeye çalışan kontrol merkezi yöneticisidir.


Korku ; Çocuk yaşlarda insan korku nedir bilmez. Öyle olmasaydı ne yürüye bilirdik ne de konuşabilirdik. Düşünsenize çevremizdeki insanlar ne der? Veya nasıl karşılar? diye sorular aklımıza  getirmesek dünya daha farklı olmaz mıydı. Fakat çevresinden öğretilmiş başarısızlık sayesinde büyüdükçe korkuları da artar insanoğlunun.



Üzüntü ; Bir çocuk için çok büyük olan bir olay bizler için küçük olabilir. Onların dünyasında yaşamayı öğrenmek yani empati kurmak gerekir çoğu zaman. O dönemlerde arkadaşlarından ayrılmak üzüntü vericidir. Şuan çoğu insan aman be ne olacak diyebiliyor. Dostluğun yerini hiç bir şey tutmaz. Yeni ortam yeni arkadaşlar ve dostlar oluşturabilecek duruma gelmek için bazen üzülmek gerekli galiba.


Tiksinti ; İnsan olarak bizleri neler tiksindirir. Küçüklüğünüzü bir düşündüğünüzde gerçekten de çoğu şeyden tiksinmeyen, her şeyi farkında olmadan yapan bir bireyken büyüdükçe ailemiz ve çevremizden gördüklerimiz yüzünden artık hayattan bile tiksinir hale gelebiliyor insan. Bazen acaba hep çocuk olarak mı kalsaydık diye sormadan da yapamıyoruz.


Öfke ; Öfke kontrol altına alınmadığında hem kendimize hem de çevremize kalıcı zararlar verebileceğimiz bir duygumuzdur. Bunu kontrol altına almayı da aile sevgisi bizlere öğretir.
Küçük kızda sevdiği, değer verdiği, kendisinin sevildiğini bildiği ortamından babasının işi nedeniyle ayrılmak durumunda kalıyor. Anne ve baba için normal bir durum olan ortam değişikliği, küçük kız için çok kısa bir zamanda içinden çıkılmaz bir duruma giriyor. Taşınacakları yeni evlerini gördüğünde yıkılıyor. Hayallerle gerçekler bazen aynı olmayabiliyor.
Yeni ev, okul, arkadaşlar ve gelmeyen eşyalar yüzünden oluşturulamayan o güzel oda. O zaman arıyor eski ortamını fakat zamanla bu olaylarla başa çıkmayı öğreniyor. Beş karakterin hepsini duygu olarak yaşıyor.
İnsan her daim mutlu olamaz yada diğer duygulardan birini tek başına yaşayamaz. Yaşar ise zaten dünya çekilmez bir hal alır. Düşünsenize devamlı mutlusunuz veya üzgün. Çekilir bir durum değil. Önemli olan bunların hepsini gerektiği gibi birlikte yaşamak. Bunları yerine ve zamanına göre kontrol altında tutabilmek.
Evlatlarımıza ne kadar çok destek olursak onların hayatları da o kadar güzel olur.
Sözün özü ailecek izlenebilecek ve hem bizlerin hem de çocuklarımızın çıkaracağı birçok ders vardır bu animasyonda.

Sizlerin de bu tarzda önereceğiniz filmler var ise lütfen yorum bölümünden paylaşınız. Şimdiden TEŞEKKÜRLER.


 
Devamını Oku »

2016/01/10

Blog Düzenlemede Soruların Faydaları


Blog Düzenlemede Soruların Faydaları Nelerdir?

Eğer gerçek manada blog yazan, okuyan ve yorum yapan biri iseniz çok fazla blog ve yazan kişiler ile tanışma fırsatınız oluyor.
Bununla beraber tanıştığınız bu kişiler ve yorumları sayesinde, eğer alınganlık ve bencillik yapmazsanız, blogunuzu ve yazan birisi olarak kendinizi hızlı bir şekilde geliştirme fırsatını elde etmiş oluyorsunuz.
Bu kapsamda yeni tanıştığım blog olan Cafe Tigrisin başlatmış olduğu “Mim” isimli konu beni etkiledi. Etkileme sebebi sorularla kendimizi ve blogumuzu nasıl bir düzene sokabiliriz diye düşündürmesiydi.
Blogger arkadaşımızın sorularını ve benim cevaplarımı şöyle sıralayalım.

-En sevdiğiniz blog hangisidir?

Devamlı takip ettiğim birkaç tane blog var. Ayırt edip şu demek gerçekten de zor fakat içlerinden en fazla kendime yakın gördüğüm blog ve yazan kişi olarak Timur DEMİR beyin bloğu olan “http://www.timurdemir.com.tr/” ‘dir.
Sebebi ise yazılarının yanında, benimde önemsediğim bir konu olan yazılara yapılan  yorumlara verdiği cevaplarından dolayıdır. Yorumlara verdiği önem beni çok etkiledi. Sabit kalıp yorum cevaplarından çok gerçek bir teşekkür manasında verdiği cevaplardır bunlar.

-Bu blogu nasıl keşfettiniz?

Genelde Bloğumu Tanıt aracılığıyla veya yazılara bırakılan güzel yorum sahiplerinin bloglarını ziyaret ederek onlarla tanışırım. “Cafe Tigris” ‘de yorumlarından dolayı izlemeye ve takip etmeye başladığım bir blogtur.

-Blogda dikkatinizi çeken ilk şey ne oldu?

Gerçekten de özgünlük anlayışına uyan bir blog olması beni etkiledi diyebilirim.

-Blogda en beğendiğiniz yayın hangisidir?

Cafe Tigris 3 Yaşında ve Ülkü Takvimi konulu yazıları benim etkilendiğim yazıların başında geliyor.


-Blogda en beğenmediğiniz şey nedir?

Karga yavrusunu şahanım diye severmiş” Bizlerde de çok eksik aksak hususlar vardır mutlaka fakat amacımız bunları böyle sorular ile düzelterek okuyuculara en güzel şekilde yansıtmaktır. Okuyucular olarak bizler özgünlüğe ve tasarıma önem veririz. En kolay yoldan bilgiye nasıl ulaşabiliriz diye bakarız.

-Blogla ilgili bir tavsiyede bulunmak isteseniz bu ne olurdu?
İlk olarak içerik ön planda olmak şartıyla bir tema kullanılmasının daha güzel olacağı kanaatindeyim. Tasarım bize güzel gelebilir fakat dediğimiz gibi çevredeki insanlarında fikrini alarak daha hoş bir hale getirebiliriz. Değişim bazen kaçınılmaz olabiliyor, bizler istemesek bile.

-Tavsiye edebileceğiniz bloglar hangileridir?


-“http://www.timurdemir.com.tr/
-“http://musaozsari.com/
-“http://www.doktorhayat.com/”
-“http://www.adnanguney.com/
-“http://www.blogumutanit.com/
-“http://www.evrengunlugu.net/
-“http://semihkececioglu.blogspot.com/”


Eğer ki bu tavsiye ettiğim blog yazarları arkadaşlar bu yazımı okurlarsa bende onları işaret ediyorum.
Bu konuda yazı yazan bloggerlar bilgi maksatlı yorum bırakırlarsa onlara da yorumlarımız ile destek olmaya çalışırız.
 Cafe Tigris’e ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum ve blog adresi: “http://tigrisdriver.blogspot.com.tr




Devamını Oku »

2016/01/06

Blog Okur - Yazarlığı



Blog Okur - Yazarlığı

Bu güzel ortamla tanıştığımız için gerçekten kendimizi şanslı hissetmemiz gerekir. Boş olarak değerlendirilen fakat boşuna geçirilecek zamanı olmayan kişiler olarak bizler zamanımızı, ne kendimize ne de çevremizdeki insanlara fayda sağlamayacak ortam ve mekanlarda olmak yerine bloglar içinde paylaşımlar yaparak ve yapılan paylaşımları okuyarak, yorumlayarak nasıl daha fazla fayda sağlayabiliriz ve faydalanabiliriz diye aramak çok güzel olsa gerek.
Akşama kadar televizyon karşısında kim kiminle neler yapmışı takip ettirmeye ve buradan da kazanç elde etmeye çalışan kanallar yerine veya adına sosyal denilen ama bizleri sosyallikten saf dışı bırakarak gerçek değerlerimizi unutmamızı sağlayan birçok uygulama yerine bu tür ortamlarda olmak bizlere bir nebze de olsa nefes almayı sağlıyorsa, evet arkadaş biz doğru yerdeyiz diyebiliyoruz.

Blog okuyarak neler kazanabiliriz?

Blogları gazetelerden veya birçok sosyal sayfalardan ayıran en büyük özelliği yazan kişilerin kendine özgü fikir ve paylaşımlarının olması, reklam kokusunun olmaması, yazılarını evrene yazıyor olmaları yani Türkçe karşılığı olarak “Tencere yuvarlanır kapağını bulur” misali yazılıyor olmaları, okuyanlara değer verdiklerini, yazılarının ve yorumlarının her kelimesinde hissettiriyor olmaları, olumsuz değil de olumlu düşünceler ile insanları karamsarlık içerisine düşürmüyor olmaları, bizlerin blog okumadaki en büyük sebeplerindendir.

Bu bizlere ne kazandırır diye sorarsak kendimize bir gün akşam herhangi izlenme oranı yüksek televizyon kanalında haber izleyin ve ne kazandığınızı, o anki içerisinde olduğunuz psikolojik durumuzu düşünerek blog okumanın veya yazmanın faydalarını zihninizde bir terazi içerisine koyarak tartın. Gerçekten de sizlerde benim gibi düşünmeye başlayacaksınız. 

Blog yazarak neler kazanabiliriz?

“Söz gider yazı kalır” demiştir atalarımız, yazılar kişinin kişiliğinin aynasıdır. Arkadaşlıklar, dostluklar, sevgi ve saygı elde edersiniz ki, bunları adı sosyal olan bir kanalda veya gazetede bulamazsınız.

Yazarak hem düşüncelerinizi hem de ufkunuzu genişletirsiniz. Bizlerin hedefi yazar olmaktan önce düşüncelerini ve duygularını anlaşılabilen bir şekilde yazan olmaktır. Her işte olduğu gibi bu konuda da bir anda usta olmayı beklemek saygısızlık olur. Önce çırak olmak lazım. Ne demiş  Mevlânâ Celâleddîn-î Rûmî 

“Hamdım, piştim, yandım” 

Blog yazılarına yorum bırakmak önemli midir?

Yazılan her yazıda bir emek vardır. Bu emeğe karşılık evet ben yazınızı okudum, anladım ve  beğendim buda benim fikirlerim veya size desteğimdir demek için yorum bırakmak gereklidir. Saatlerce uğraşılıp fayda sağlamak için yazılar yazılarak paylaşımlar yapılıyor, dakikalarca okuyan bizler bir dakikamızı da ayırarak bu emeklerin karşılığını hiç olmazsa yüzlerinde bir tebessüm kazanmak veya yapmış oldukları işe saygımızı göstermek için yorumlamalıyız. Hiç birşey kaybetmez çok şey kazanırız.

Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız; bizler de sonucunda insanız ve insani değerlerimizi korumalı ve bu değerlerimizi bizlerden sonraki nesillere aktarmalıyız. Bunun için de devamlı okumalı, anlatmalı ve örnek olmalıyız.

Mevlana'ya bir gün sormuşlar;
- O kadar okursun, o kadar yazarsın, ne bilirsin?
Mevlana şu cevabı vermiş;
- Haddimi bilirim.

Devamını Oku »